+90 536 963 94 31
Politika Kampı 2022

Politika Kampı 2022

Kamp Tanıtımı

İnsanın politik bir hayvan olarak tarif edilmesi eski metafiziğin özsel önermelerinin ötesine geçerek fenomenolojik bir boyuta açılır ve insanlık durumuna ilişkin bir saptamayı ortaya koyar: İnsan, başka insanlar da dahil olmak üzere bütün diğer canlılarla aynı dünyada ve birlikte yaşamak durumunda olan bir varlıktır. Politik düşünce, politikanın sahnesini, insanların insanlarla, canlılarla ve dünyanın kendisiyle paylaştıkları bu birlikte yaşama ilişkin bir diyalog yürütmek için etrafında toplandığı bir masa olarak tahayyül eder: Masa, belli bir takım ortak yaşam rejimlerinin doğurduğu problemlerin çözümünün aranacağı yer olarak işaret edilir. Elbette bu masada kimlerin yer alıp kimlerin yer alamadığı da politik düşüncenin konusu edilecektir: Söz söylemeye ilişkin hak ve becerilerin adaletsiz dağılımı söz konusu edildiğinde, politikanın sözel olmayan unsurları masanın meşruiyetini sorgulamanın yeni araçlarını bulma görevini zaten dayatmış demektir: Eylem, protesto, direniş ve devrimin ne anlama geldiğini düşünmek, birlikte yaşamanın koşul ve biçimlerini konu edinen politik düşüncenin en temel görevlerinden biridir.

1-8 Ağustos arasında, Gümüşlük Akademisi’nde gerçekleştireceğimiz bu kampta politik yaşamın kadim ve modern biçimlerini; toplumsal cinsiyet, hukuk, adalet ve adaletsizlik, vicdan, sorumluluk ve devrim gibi temaların bağlamında -Rousseau, Montesquieu, Hegel, Ranciere ve Arendt gibi düşünürler üzerinden- tartışacağız.

Eğitmenler: Devrim Sezer, Duygu Türk, Ece Eldem, Fatmagül Berktay, Murat Özbank ve Türker Armaner.

Tarih ve Yer: 1-8 Ağustos, Gümüşlük Akademisi

 BAŞVURU İÇİN TIKLAYINIZ

*Bu programa kayıt olduğunuz takdirde aynı hafta gerçekleşecek Bilim Felsefesi ve Yapay Zeka kamplarıının derslerine de katılabilirsiniz. Yaz kampları hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için  Yaz Kampları sayfamızı inceleyebilirsiniz başka sorularınız için: 

info@gocebedusunce.org

+90 536 963 94 31

Duygu Türk

Politika kampının bu dersinde, modern ve çağdaş siyasal teorinin ana meselelerinden biri olan egemenlik kavramına odaklanmayı deneyeceğiz. Önceliğimiz, bugünün siyasal düşüncesinde hakim bir paradigma olduğunu tespit edebileceğimiz 'anti-egemenlikçi' pozisyonların temel argümanlarını gözden geçirmek olacak. Bu bize, egemenlik mefhumunun kurucu iktidar, mutlaklık, totalite, hukuk, ereksellik gibi kimi diğer kavramları da içeren bir anlam dairesini zorunlu olarak işaret ettiğini de gösterecek. Sonraki adımımız bir geriye dönüş olacak; modern düşüncede egemenliği kavramsallaştıran düşünürler acaba neyi gözetmiş veya neyden sakınmışlardı; modern düşünce egemenliği düşünmeye neden ihtiyaç duymuştu? Bu yolla, kategorik olarak egemenlik mefhumuna yöneltilen güncel eleştiriyi, modern düşünürlerin farklı özneleri ve bağlamları cisimleştiren egemenlik formülasyonları karşısında yeniden düşünmenin zeminini de kurmayı deneyeceğiz.

Fatmagül Berktay - Esen rüzgâra göre savrulmamak için düşünmek ve hatırlamak

Aydınlanma’nın umutlarının yerle bir olduğu, her açıdan kutuplaştırılmış insanların birbirlerine hiç düşünmeden saldırdıkları bir iklimde “düşünmek ve düşünmeyi seçmek” bence her  zamankinden  önemli. Düşünme ve hatırlama, insanların kök salmasının, hepimizin birer yabancı olarak geldiği dünyadaki yerini almasının yoludur. Sadece bir varlık biçimi olmaktan veya hiç kimse olmaktan farklı olarak genellikle kişi ya da kişilik [karakter] adını verdiğimiz şey, aslında düşünmenin yol açtığı bu kök salma sürecinden kaynaklanır. Etik özne sürekli kendi kendisiyle diyalog ve kendine dürüstçe hesap vermeyi gerektiren düşünme ve hatırlama sürecinde kendisini yenileme imkânına da sahiptir. Özeleştirel hatırlama köklenmeyi sağladığı için bu yenilenme sürecinde esen rüzgâra göre sağa sola savrulma, eğilip bükülme, bugün söylediğini yarın unutma utancından kaçınabilmek mümkün olur. Hannah Arendt boşuna, “hatırlamayanlar [veya hatırlamak istemeyenler] her türlü kötülüğü yapmaya açık olurlar” demez. Gerçekten de bugün varlıklarına çokça tanık olduğumuz bu türden “köksüz” ler sadece kendilerini utanç mevkiinde bırakmakla kalmıyorlar, çoğu zaman büyük zararlar veriyorlar. Dolayısıyla düşünmeyi ve hatırlamayı seçmeye cesaret etmek can alıcı bir önem taşıyor.

Bu oturumda, Arendt’in yaklaşımı bağlamında düşünme, hatırlama, yargı yetisi ve politik eylem arasındaki ilişkiye daha yakından bakacak ve “ne yaptığımız üzerinde düşünme”nin ne anlama geldiğini tartışacağız. Tartışmaya kılavuzluk edecek metinler;

H.Arendt, Zihnin Yaşamı, İletişim, 2019.

              Kant’ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler, İletişim, 2018.

             “Thinking and Moral Considerations”, Responsibility and Judgement.

F. Berktay, Düşünme Etiği, Metis, 2021 (“Giriş: Dünyada Bir Yer Edinmek”, “Düşünmeyi Seçmek veya Seçmemek”, “Arendt’te Özgürlüğün İnşası ve Korunması Üzerine” bölümleri).

Murat Özbank  - Siyaset Kuramında Düşünsel ve Vicdani Çeşitlilik

 Farklı düşün ve inanç sistemlerini benimseyen insanlar, farklılıklarıyla bir arada yaşamayı başarabilirler mi? Başarırlarsa, nasıl başarabilirler? Başaramazlarsa, neden başaramazlar? Bu derste, siyaset kuramının bu kadim soruları, dünya ve Türkiye siyasetindeki güncel tezahürlerinden örneklerle somutlanıyor ve Kant, Rawls, Schmitt, Arendt, Gadamer ve Habermas’ın bu sorulara yanıt teşkil eden görüşleri, aynı somut bağlamda, birbirleriyle kıyaslanarak tartışılıyor. Derste, ‘diyalog üzerine örtüşen görüş birliği’ fikri de, özgün bir sentez denemesi olarak, tartışmaya açılıyor.  

Türker Armaner - Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin İlkeleri

2020 Mart ayında ilan edilen “pandemi” nedeniyle, içinde Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede,  Hegel’in Hukuk Felsefesinin İlkeleri’nin yayınlanışının 200. yılı vesilesiyle düzenlenecek etkinlikler iptal edilmişti. Bu metnin çözümleneceği seminerlerde, Fenomenoloji ve Mantık Bilimi çalışmalarına da atıfta bulunularak, Hegel’in diyalektik yönteminin “Mülkiyet”, “Sözleşme”, “Piyasa Toplumu”, “Devlet”, “Tekillik”, “Özne”, “Hak”, “Yasa” başta olmak üzere birçok kavramın inşasında nasıl uygulandığı başka filozoflarla karşılaştırılarak tartışılacaktır. 

Devrim Sezer - Cumhuriyet, Demokrasi, Federalizm:Arendt ve Amerikan Federalistleri

Hannah Arendt’in Devrim Üzerine başlıklı eseri, yalnızca Amerikan ve Fransız cumhuriyetlerinin kuruluş felsefelerini tartışmaya açması nedeniyle değil, temsili demokrasinin krizine epey erken bir tarihte parmak basması nedeniyle de çağdaş siyaset felsefesinde müstesna bir yere sahiptir. Aslına bakarsanız Arendt’in bu kitaptaki temel sorularından biri şudur: Cumhuriyet ile demokrasi arasında nasıl bir ilişki vardır? Fransız cumhuriyetçilerinin (ve Rousseau’nun) egemenlik anlayışının mutlaklığına, gücü yeterince dağıtmama eğilimine, halk egemenliğini tanrılaştırma arzusuna ve üniter cumhuriyet savunusuna karşı bir hayli eleştireldir Arendt. Amerikan federalistleriyle ilişkisi ise çetrefillidir. Arendt de tıpkı Amerikan federalistleri gibi üniter cumhuriyete karşı federal cumhuriyeti savunur. Fakat tiranlık tehlikesine karşı yetki paylaşımı, güçler ayrılığı, haklar bildirgesi ve yargı bağımsızlığı gibi anayasal araçlarla mücadele etmenin modern bir cumhuriyetin tek amacı olamayacağını da ısrarla vurgular. Peki nedir öyleyse modern bir cumhuriyetin asıl amacı? Neden üniter değil de federal bir cumhuriyet bu amaca hizmet eder? Bu amacı gerçekleştirebilmek için ne tür yerel kurumlara ihtiyaç duyar? Temsili demokrasinin günümüzde yaşadığı kriz tam olarak neden kaynaklanmaktadır? Devrim Üzerine’den seçtiğimiz iki bölümün temel argümanlarını mercek altına alarak bu meseleleri ve Arendt’in cumhuriyetçiliğinin felsefi zeminini oluşturan kamusal özgürlük anlayışını irdelemeyi amaçlıyoruz. Peşine düşeceğimiz sorulardan biri de şu olacak: Arendt’in federal cumhuriyete entegre edilmesini önerdiği “konsey sistemi” temsili demokrasinin köhnemiş egemen kurumlarına bir alternatif oluşturabilir mi? 

Ece Eldem -  Spinoza’dan Anarşi çıkar mı?

Bu sunum, Spinoza’nın Ethica’dan temellendirerek yaptığı conatus, doğal hak, multitudo ve demokrasi tanımlarından hareketle geliştirilecek bir egemenlik tartışmasını hedeflemektedir. Spinoza’da politikaya geçiş conatus ve onunla bağlantılı olarak doğal hak üzerinden temellenir. Spinoza bu gücü aynı zamanda doğal hak olarak ifade eder (TP II, parag. 4) Buna bağlı olarak, conatus’u artırmak için yapılan her şey doğal hakkın konusudur.  Fakat insanlar kendi üzerindeki etkilere hâkim olma karşısında zayıftır (E, IV, önsöz) çünkü insan gücü sınırlıdır ve dış etkiler tarafından sonsuzca aşılır. Öyleyse her tekil beden, gücünü [potentia], başka bir deyişle conatus’unu artırmak için tekil bedenlerin bir araya gelmesiyle oluşacak kolektif bedene, multitudo’ya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla, tekilliklerin conatus ve doğal hakkı işaret eden söz konusu arzusu, bu noktada politik bir arzu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizce, temeline conatus’u alan bu politik arzu, eğer multitudo için ve multitudo tarafından politik yapıyı ve onun yasalarını oluşturuyor ve bu yasalar doğayla uyumlu ve conatus’u artırmak üzere aklın kılavuzluğunun temelini oluşturan akıl yasalarını ifade ediyorsa bu politikada conatus'u işaret eden bir arkhé dışında bir arkhé'ye yer yoktur.

 

 BAŞVURU İÇİN TIKLAYINIZ

 

s