+90 536 963 94 31
Faşizm - Eleştiri ve Teori Kampı

Faşizm - Eleştiri ve Teori Kampı

Kamp Tanıtımı

Şimdiye dek hepimizin az çok öğrenmiş olması gerekir. Fakat yine de: Faşizm nedir? Toplumsal hiyerarşiyi savunan, totalitarizmin ve otoritaryen kişiliğin kendisini evinde hissettiği politik bir ideoloji mi? Şiddeti ve politikayı estetize eden, ayrımcılığı temellendirmeyi hedefleyen yayılmacı bir öğreti mi? Bu teorik ve pratik veçheler hiç şüphesiz adına faşizm denilen tertibatta içerilir. Fakat özellikle 1960’lardan sonra yapılan eleştirel çalışmalar faşizme ilişkin çok ilginç keşiflere tanıklık eder: Kitlelerin arzusunu seferber etmeyi bilmiş Mussolini ve Hitler’in tarihsel yönetimlerinin ötesinde, en gündelik davranışlarımızın içine sinen, kalplerimize ve zihinlerimize musallat olan faşizm bir yaşam tarzı sorunudur. Tam da bu yüzden problem ilk bakışta göründüğü kadar basit değildir. 
26 Ağustos-1 Eylül arasında hiç de basit olmayan bu problemi eleştirel ve teorik boyutuyla tartışmak üzere Gümüşlük Akademisi’nde buluşuyoruz. Bu kampımızda; (1) faşist şairlerin estetiğinden (2) faşizmin hukuk ile olan ilişkisine, (3) Nazi Almanya’sına entelektüel destek veren Carl Schmitt’in düşüncesinden (4) faşizmin bedendeki en silik izlerini araştıran Deleuze ve Guattari’nin mikro-faşizmine dek bir çok konuya değinecek ve (5) adı sıklıkla proto-Nazizm ile birlikte anılan Nietzsche’nin faşizm ile olan ilişkisini irdeleyeceğiz. Kampımıza hepiniz davetlisiniz.

 

Yer: Gümüşlük Akademisi

Tarih: 26 Ağustos -1 Eylül 2025

Detaylı bilgi almak için: info@gocebedusunce.org
Tuğberk Korkut :  0 545 962 71 52

BAŞVURU FORMU

Nietzsche ya da Faşizm - Hüseyin Deniz Özcan

Bu derste şu meşhur sorunu, Nietzsche’nin faşizmle olana ilişkisi sorununu ele alacağız. Gerçi Nietzsche’nin Eski Ahit’e duyduğu hayranlık ve imzaladığı mektuplar, kişisel açıdan ele alındığında pek de bir yere varmayan bu kısır tartışmayı noktalamak için yeterli gibidir: “Zerdüşt adı antisemitlerin ağzından çıktığında bunu onayladığımı mı zannediyorsunuz?” Ama bizim için önemli olan, kişiler ya da imzalar değil, Nietzsche’nin yazdığı sayfalarda işleyen kuvvetlerin niteliği, bu sayfalardan doğan ittifak ruhudur. Meseleye kuvvetler açısından yaklaşıldığında tartışma derinleşir. Her şeyden önce, Nietzsche’ye özgü olan, Nietzschecileri bir arada tutan etkile(n)me gücü ile faşizmin duygulanımsal iklimi arasındaki ilişkiyi belirlememiz gerekir. Faşizan hareket tarzının Nietzscheci istikamete karışmasına neden olan, faşizm ile Nietzsche’yi birbirine yaklaştıran bu bonkör kavram yaratımının arka planı nedir? Nietzsche’yi faşizmden mutlak olarak ayıran, Nietzcheciliğin faşizm ile olan ittifakını imkansız kılan bağlam nasıl kurulur? Nietzsche’nin Platoncu taklit öğretisine açtığı savaş, Nietzscheciliğin bizatihi kendisinin taklit edilmesinin önünde gerçek bir engel oluşturmuş mudur? Bu derste cevap bulmaya çalışacağımız sorular bunlar olacaktır.

Auschwitz’den Önce Şiir - Levent Kavas

1. ‘“Siz klasik misiniz, romantik misiniz?” diye sordu Lousteau. / Lucien’in şaşkın havası Yazı Cumhuriyeti’ndeki durum konusunda öylesine tam bir cehaleti ele veriyordu ki Lousteau kendisini aydınlatmak gerektiğine karar verdi. / “Çetin bir savaşın ortasına düşmüş bulunuyorsunuz azizim; hemen karar vermeniz gerek. Yazın alanı birçok bölgeye ayrılmış durumda; ancak büyük adlarımız iki cepheye bölünmüştür. Kralcılar romantiktir, Liberaller klasik. Yazın görüşlerindeki ayrışma siyasal görüşlerdeki ayrışmaya bağlanır; sonunda da tüm savutlarla bir savaşa tutuşulur: sel gibi akan mürekkep, bilenmiş çelikten nükteler, delici suçlamalar, aşırı ad yakıştırmalar arasında yükselen utkular, çöken görkemler. Ayrıksı bir tuhaflık olarak Kralcı romantikler yazınsal özgürlükte, yazınımıza yerleşik biçimler sağlayan yasaların kaldırılmasında diretir; buna karşılık Liberaller birlikleri, Alexandrin’in çekimini, klasik izleği korumak ister. Dolayısıyla iki cephede de yazınsal görüşler siyasal görüşlerle uyumsuzdur. Seçmeciyseniz kimseyi bulamazsınız yanınızda. […]”’ (Honoré de Balzac, 1837)

2. “Tiebanzl: Yine şiir mi yazdın? Ne üstüne peki? / Dlauhobetzky von Dlauhobetz: Görürsün şimdi ne üstüne. Gezginin Savaş Türküsü. Gezginin Gece Türküsü yerine, anlarsın ya – / Bütün tepelerin üstünde dinginlik, / Bütün dorukların üstünde duymazsın / Bir soluk bile – Tiebanzl: Bak sen – klasik bu – benim yahu! / Dlauhobetzky von Dlauhobetz: Nereden senin oluyor? Klasik bu, Goethe’nin! Ama aç gözünü, şimdi göreceksin ayrımı. İşte baştan alıyorum ister istemez. / İşte bütün tepelerin üstünde dinginlik, / Bütün dorukların üstünde duymazsın / Bir soluk bile. / Hindenburg uyur ormanda, / Bekle ama yakında / Düşer elbet Varşova. / Klasik, değil mi, her şey yerli yerinde; yalnız kuşçağızın yerine Hindenburg’u koydum, sonu da Varşova’ya bağlandı doğal olarak. […]” (Karl Kraus, 1918-1919)

3. “Bugün sermayeci ülkelerin hepsinde değişik aşamalarda geliştiği gözlenen faşist yazını, yayılmacı kentsoyluluk, belirleyici son sınıf savaşları döneminde kullanılacak silahlardan biri olarak oluşturmaktadır. Bu yazın ölen sınıfın tükenmeden önce aldığı son soluktur; son aşamasındaki sermayeciliğin bütün temel özelliklerini taşır.” (Anne Elistratova, 1933)

4. “[…] şiirsel türlerin dili, biçemsel sınırlarına yaklaştıkça, çoğu kez yetkeci, inakçı, tutucu kesilir […]” (Mikhail Bakhtin, 1934-1935).

Türkiye’nin Anayasa Tarihinde Otoriterliğin İzleri - Murat Sevinç

Bu derste Osmanlı-Türk anayasa tarihi anlatılacak. Anayasalar genel kabulün aksine norm toplamından oluşan metinler değildir. Belli koşullarda, siyasi-toplumsal-sınıfsal mücadelelerin sonucunda doğar, gelişir, uygulanır ve olgunlaşırlar. İdeolojisiz anayasa olmaz. Her anayasa ister istemez hâkim ideolojinin rengini taşır. Bazı anayasaların ömrü uzun, bazılarının kısa olur. Toprağımız bu açıdan mümbit sayılır. 1876’dan bugüne ‘beş’ anayasa ve sayısız anayasa değişikliği kabul edildi. Anayasaların ikisi askeri darbeler sonrasında olağanüstü koşullarda hazırlandı. Anayasalar siyaset biliminin ve tarihin alanında, hukuk dışı terminolojiyle ele alındıkları ölçüde farklı okumalara konu olur ve bu çeşitlilik metnin ideolojisiyle yakından ilgilidir. Türkiye’nin anayasa tarihi bir sosyalist ile sermayedarın, bir Sünni ile Alevi’nin ya da Müslüman olmayan bir yurttaşın gözünden farklı yorumlanacaktır ve bu durum olağandır. Bu derste, anayasa tarihimizde faşizmin-otoriterliğin izleri üzerine düşünmeye davet edeceğim.

Erken ve Geç Faşizm: Schmitt’ten Toscano’ya - Toros Güneş Esgün

Alberto Toscano, 2023  tarihli, Geç Faşizm: Irk, Kapitalizm ve Kriz Politikası adlı kitabına şu soruyla başlar: “Faşizm hakkındaki kuramlar ve adlandırmalar ile anti-faşist stratejiler arasında nasıl bir ilişki vardır?” Bu soruyu yanıtlamak için öncelikle faşizme yönelik farklı adlandırmaları tartışan Toscano, 21. Yüzyıl faşizminin çağa özgü unsurlarını anlatmak için “geç faşizm” tabirini önerir. Bu öneri, özellikle “geç kapitalizm” terimi başta olmak üzere, Auschwitz sonrası toplumlar için kullanılan “neo-liberalizm”, “yeni sağ”, vb. gibi başka adlandırmaları hatırlatır. Toscano’nun derdini daha iyi anlamak için, kendisinin değinip geçtiği, 20. yüzyıl kuramları üzerinde biraz daha durmak gerekir: Eğer Frankfurt Okulu düşünürlerinin ileri sürdüğü gibi faşizmin kökeninde erken kapitalizm -hatta onların deyimiyle “tarih öncesi burjuvazi”- yatıyorsa, o hâlde “geç faşizm”i anlayabilmek için de önce “erken faşizm”i kavramalıyız. Faşizmi istisnai bir tarihsel olgu olarak görmek yerine, onu toplumsal ve ekonomik ilişkilerin sürekliliği içinde irdelemeli ve bir düşünme tarzının şiddetli dışa vurumu olarak eleştirmeliyiz. Carl Schmitt’in yalnızca Nazi döneminin hukuki yapısını değil, aynı zamanda dönemin yaşam biçimini ve düşünüş tarzını da ürkütücü gerçekçiliğiyle ifşa eden tespitleri, “erken faşizm”in geleceğe uzanan örüntülerini anlamamıza yardımcı olur. Schmitt, bize geç faşizmin zemini olan ideolojik topraktaki faşist düşünce tohumlarını tespit etme fırsatı sunar. Biz de bu derste “erken faşizm ile geç faşizm arasındaki sürekliliğin kaynağı nedir?”, “geç faşizm hangi yönleriyle erken faşizmden ayrılır?”  ve nihayet, “geç değil erken değil” diyerek, “tam da bugün, geç faşist düşünceye karşı hangi zaman kipinden, nasıl bir anti-faşist düşünce geliştirmeliyiz?” gibi sorular etrafında önce Schmitt’in düşüncesinde “erken faşizm”in yansımalarının izini sürecek, ardından günümüze gelerek Toscano’nun “geç faşizm” kavramsallaştırmasını felaket kapitalizminin çoklu krizleri çerçevesinde anlamaya çalışacağız.

Faşizmin günümüzdeki suret(ler)i - Zeynep Gambetti

Kavramsal araçlarımız günümüzdeki faşist eğilimleri tanımlamak için yeterli mi? Benim iddiam, yeterli olmadıkları yönünde. Sınıf yapıları, kaynak dağılımı, iletişim potansiyelleri, aidiyet ve dışlama biçimleri önemli değişimlere uğradı. Günümüzdeki güç odaklarının hangi özelliklerinin yeni faşist eğilimlere gebe olduğunu belirlemek üzere önce Arendt'in totalitarizmin kökenleri çalışmasındaki öngörülerden bazılarını ele alacağız. Amaç Arendt'in emperyalizm-faşizm-totalitarizm arasındaki bağlantılara ilişkin çözümlemelerinden hareketle bugünü anlamamızı sağlayacak bir yol haritası oluşturmak. İkinci olarak, günümüze damgasını vuran biyopolitika-güvenlik-neoliberalizm paradigmaları içerisinde bu bağlantıların izlerini süreceğiz. Bu amaçla Foucault ve Deleuze dahil olmak üzere, faşizmi toplumun kılcalından başlayarak kavramaya çalışan düşünürleri ön plana çıkaracağız.
 

BAŞVURU FORMU

s