+90 536 963 94 31
Psikanaliz Kampı

Psikanaliz Kampı

Kamp Tanıtımı

Başvuru Formu

İçerik: Psikanaliz düşünce sahnesinde belirdiği andan itibaren teori ve pratik üzerinde güçlü bir etkide bulunmuş; çeşitli düşünür, ekol, teknik ve pratiklere esin kaynağı olmuştur. Sözgelimi gizlenmiş düşünce ve bastırılmış arzuların çözümlenmesine odaklanan Freud’un “bilinçdışı” kavramı ile “sembolik”, “imgesel” ve “gerçek” kavramlarının yaratıcısı olan Lacan’ın psikanalitik teorisi, insanın kimliğinin oluşumuna dair yeni bir perspektif ortaya koyar. Freud ve Lacan’dan etkilenen Derrida'nın yapısöküm yöntemi ise psikanalizin yaklaşımını metinsel ve sembolik düzeyde ilerletirken, dilbilimsel dünyadaki sürtüşme ve anlam karmaşalarını vurgular. Öte yandan, Lacan’ı karşısına alan Irigaray, Kristeva ve Butler gibi feminist ya da queer düşünürlerin cinsiyet ve kimlik konularındaki çalışmaları, psikanalizin toplumsal ve kültürel bağlamda nasıl şekillendiğini örneklerken; “dayanıklılık” kavramını geliştiren Boris Cyrulnik bu disiplinin mutluluk endüstrisi olan ilişkilerine ışık tutar. Ve yine Freud’un 1895’de yazdığı “Bilimsel Bir Psikoloji Taslağı” bugün nörobilim de dahil olmak üzere bilişsel bilim alanında söz söyleyen birçok disiplin için güncelliğini korumaktadır. Antigone, Oidipous ve Hamlet, Freud ile Lacan'ın yorumlamalarıyla birlikte düşüncenin imgesel düzeyine bir kez daha kompleks ve merkezi figürler olarak girmişlerdir.

İşte 3-9 Eylül tarihleri arasında Gümüşlük Akademisi’nde gerçekleştireceğimiz bu kampta psikanalizin genel çerçevesi ile birlikte Hegel, Sade, Derrida, Cyrulnick, Roudinesco gibi düşünürlerin psikanalizle olan etkileşimine odaklanacağız. Lacan ve Freud gibi kurucu “baba”ların yanı sıra, babaları öldürmenin feminist yollarını icat eden okumalara da değineceğimiz bu kampta bize eşlik edecek olan hocalarımız: Alev Özkazanç, Hakan Gürvit, Hüseyin Deniz Özcan, Murat Erşen ve Nami Başer olacaktır. Kampımız meslekten olan ya da olmayan herkese açıktır. Hepinizle karşılaşma dileğiyle.

 

  Başvuru Formu

 

Yer: Gümüşlük Akademisi

Tarih: 3 - 9 Eylül 2024

Eğitmenler: Alev Özkazanç, Hakan Gürvit, Hüseyin Deniz Özcan, Murat Erşen, Nami Başer

*Bu programa kayıt olduğunuz takdirde aynı hafta gerçekleşecek Fragmantal Düşünce: Adorno, Benjamin, Simmel kampının derslerine de katılabilirsiniz. Program hakkında detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Detaylı bilgi almak için:
Ece Eldem - eldem.ece@gmail.com - +90 536 399 93 85
Tuğberk Korkut - tugberkkorkut@gocebedusunce.org - +90 545 926 71 52

 

Alev Özkazanç: Lacan'ın Feminist Eleştirileri: Kristeva, İrigaray, Butler

Bu derste Lacan'ın üç farklı feminist eleştirmeni olarak Irigaray, Kristeva ve Butler düşüncesini karşılaştırmalı olarak ele alacağız. Lacan'ın düşüncesi, psikanalitik feminizmin gelişiminde 1970'lerden günümüze gelene kadar önemli bir rol oynamıştır. Derste bu etkileşimin başlangıcina ve tarihsel seyrine dair genel bir değerlendirmenin ardından özel olarak Irigaray Kristeva ve Butler üzerinde durulacak ve bu düşünürlerin hem Lacan eleştirileri hem de kendi aralarındaki farklar değerlendirilecek. Bu değerlendirmede bu üç düşünürün, Lacan'ın fallus merkezli Yasa kavrayışına karşı nasıl konumlandıkları ve sorusu öne çıkarılacak . Butler'ın hem Lacan hem de Irigaray ve Kristeva'ya yönelik eleştirileri dersin kurgusunda belirleyici olacak.

Hakan Gürvit : Arayüzler: Psikanaliz ve Nörobilim (Detaylar yakın bir zamanda eklenecek)

Hüseyin Deniz Özcan (Detaylar yakın bir zamanda eklenecek)

Murat Erşen: Mutluluk Endüstrisi ve Psikanaliz

Günümüzde mutluluk bir teklif olmaktan çıkıp bir buyruğa (“zevk al”) dönüşmüştür. İdi sürekli pohpohlanan, özgürlüğüyle ne yapacağını bilemeyen, iç ve dış uyarıcıların hızlı ve kesinlisiz değişimine karşılık vermekte zorlanan, deneyimlerini destekleyen bir yön duygusundan mahrum kalmış, kısa vadeye endeksli ekonominin dalgalı denizlerinde kalıcı değer ve hedefler tespit etmekten aciz, hayatın her alanında değişim ve belirsizlikle baş etmeye çalışan kimliği dağılmış çağdaş insan “kendi olma yorgunluğu”yla başta depresyon olmak üzere bir çok psikopatolojinin pençesindedir. Psikanaliz başlangıçta kim olduğuna dair bir düşüncesi olan ama o kişi olamayan insanların problemleriyle ilgilenirken, bugün neye inanması ve kim olması gerektiğini ve ne olacağını bilemeyen insanların problemlerine odaklanmıştır. Zira önceki çağların talih ve erdemli karakter ölçütlerini dikkate alan ahlaki “nasıl yaşamalıyım?” sorusu, sadece bireysel gereksinimlere  ağırlık veren “Gerçekten ne istiyorum?” sorusuna verilen yanıta indirgenmiştir. Mükemmellik tuzağının ağına düşmüş bu yeni insan tipi kendine ısmarlama bir benlik edinme peşinde koşarken, problemin asıl kaynağı mutluluk endüstrisi her türlü toplumsal ve politik çözümün önünü keserek ona çare diye narsistik bir “self-help” kültürü sunar. Bu sırada psikanalizin en önemli dersinin üzerinden atlar:  tatmin bütün insani yaşamın bencil amacı olsa da, “her zevk, toplumsal grup bağını korumak için, ancak sınırlı ve tamamlanmamış olabilir.” Bu seminerde insanlığın ortak mirası kastrasyonu tanımayan gösteri çağında, mutluluk paradoksu yaratan belli psikoloji yaklaşımlarının eleştirisi yapılacaktır.

Nami Başer: Biliçdışına Direnişler

Psikanalizi Freud’un mirası olarak kabul edersek, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Lacan, Derrida, Zizek, Alan Badiou gibi türlü isimlerin bu mirası sahiplendiklerini ve aktarma sürecinde bu mirasın üzerinde oynadıklarını görürüz. Derrida’nın kendisi, ilk önce André Green’in semineri üzerine “Freud ve Yazı Sahnesi” isimli son derece önemli bir inceleme yapmış ve bunu takiben “ Direnişler- Psikanaliz Üzerine” başlıklı bir konferans vermiştir. Derrida’nın bu çalışmaları dersimiz için oldukça önemlidir, çünkü burada söz konusu olan “direnişler”, bir yandan psikanalizin kendi kendisinin bir direnişiyken, diğer yandan psikanalize direnişler ya da psikanalizden ileri gelen direnişler gibi çeşitli anlamlara gelir. Aynı şekilde, “direnişçiliğin” tarihsel bağlamı göz önünde bulundurulduğunda, bunun Fransa’da Almanlara karşı gelen akıma verilen bir isim olduğunu ve bundan dolayı Derrida’nın “direnişi” olumlu anlamda da kullandığını görmekteyiz. Tam da bu noktada Lacan, psikanalizin sıradan tarzlarının direnişi önemsiz bir şey olarak gördüklerini, oysa ki direnişin çok önemli olduğunu ve ancak direnişi ele alarak, onun içinden geçerek geçici de olsa bir zafere erişilebileceğini söylemektedir. Dolayısıyla biz de dersimizde, ilk önce Freud’un tüm eserlerinden çıkartılan birkaç önemli ilkeyi hatırlattıktan sonra, bilinçdışının özünün ne olduğunun değil, etkilerinin ne olduğu üzerinde duracağız. Daha sonra, Lacan’ın seminerlerinden hareketle, bilinçdışının daha çok bir dil veya bir yazı gibi ele alınması gerektiğine işaret edeceğiz. Burada Zizek’e de yer verdiğimiz takdirde, bilinç dışının bir dil gibi düşünülmesi daha çok bir diyalektiğin ortaya çıkmasını sağlayan bir durum olarak ele alınabilir. Ayrıca bu bağlamda Alain Badiou’nun psikanalizin tüm bu bulgularını nasıl marksist ve materyalist bir çerçevenin içine oturtmaya çalıştığını, marksizmde eksik olan “özne” teorisini de buraya eklemlediğini görmemiz mümkündür. Fakat dersimizin temel ağırlık noktası, Derrida ve Lacan’ın psikanalize katkıları olacaktır. Bunu yaparken de öncelikle Lacan’ın seminerlerinden söz edilecek, daha sonra ise Derrida’nın başta sözünü ettiğimiz metninin yanı sıra, diğer bir takım çalışmalarından yararlanılacaktır.

 

 

s