+90 536 963 94 31
Sinema Kampı 2022

Sinema Kampı 2022

Kamp Tanıtımı

“Gerçek düşünülebilmek için kurgulanmalıdır.” (Rancière, 2008)

Temsil, estetik ve etiğin bir sentezi olarak sinema sanatı, ortaya çıktığı günden bu yana kitleselleşme gücü ve politik niteliğiyle kurucu ve dönüştürücü bir etkiye sahip olmuştur. Aynasını gerçek ile kurmacanın hareketli ve muğlak sınırına kuran bu sanat, insanın hakikat sorgusuna imge, ses ve semboller aracılığı ile konuşan yepyeni bir “dil” ile katılır. Tarihi boyunca toplumsal hareketlerle etkileşim içerisinde değiştiği ve dönüştüğü ölçüde birçok toplumsal değişime de yön veren sinema, birey ve toplum üzerindeki bu etkisi ile psikanaliz ve felsefe gibi birçok sosyal bilim alanının da ilgi odağı haline gelmiştir. 4-10 Temmuz tarihlerinde Gümüşlük Akademi’de gerçekleşecek Sinema Yaz Kampı’nda sinemanın tarihsel serüveni, toplumsal hareketler ve dönüm noktaları, zaman/mekân ve sinema ilişkisi, psikanalitik yaklaşımlar, tüketim toplumu ve kültür endüstrisinde sinemanın yeri gibi birçok farklı başlık altında sinema ve seyircilik deneyimi üzerine birlikte düşüneceğiz. 

Eğitmenler: Jak Şalom, Nami Başer, Z. Tül Akbal Süalp, Zafer Aracagök

Başvuru İçin Tıklayın

*Bu programa kayıt olduğunuz takdirde aynı hafta greçekleşecek Sanat Felsefesi kampının derslerine de katılım sağlayabilirsiniz.

Ders Özetleri

Z. Tül  AKBAL:

-Zaman, Mekân ve Sinema

-Toplumsal Hareketler ve Sinema

19. yüzyıl sonunda pek çok toplumsal dönüşümle beraber ortaya çıkan sinema deneyimi, bir sonraki yüzyılın toplumsal dinamikleri, bilim ve teknoloji alanlarındaki sıçramalar, düşün ve sanat hareketleri ve bu dönüşümleri anlamlandırmaya çalışan eleştirel düşünceler ile harmanlanmış bir serüvendir. Z. Tül Akbal Süalp ile sinemanın özgül hareketlerini, bunların kuramlarını, üslupları, genel eğilimleri ve pazar ilişkilerini olgunlaştıkları dönemlerin değişim ve dönüşümlerine ilişkin olarak değerlendireceğiz.

Zafer Aracagök

SEMİNER I

ZEMİN, RİTİM-HİÇ-HAYAT ve KAVRAMSIZ NEGATİVİTE

Bu bölümde Zafer Aracagök, Deleuze’ün henüz Türkçe’ye çevrilmemiş, Qu’est-ce que fonder? (Zemin Oluşturmak Nedir?) adlı seminerler dizisinden oluşan kitabından yola çıkarak “zemin” ve “zeminsiz zemin” kavramlarının gerek düşünce gerekse sanat açısından ne kadar temel bir öneme sahip olduğunu anlattıktan sonra Plato öncesi düşünürlerde varolan “Rhuthmos” kavramının zaman içinde nasıl “Arithmos” kavramına dönüşerek, “ritim” kavramına evrildiğinden ve bunun devletler tarafından nasıl bir disiplin ve kontrol aracı – sarsılmaz bir zemin – olarak manipüle edilmiş olduğundan bahsedecek. Bilhassa 80’lerde dünyada gelişmeye başlamış neo-liberal ekonomiler ve politikalar sayesinde, sadece “rhuthmos” ve onun ehlileştirilmiş hali “ritim”e nokta koyulmuş değil, bir başka hayat biçimi, “Ritim-Hiç-Hayat” üzerimize empoze edilmiş durumda. “Ritim-Hiç-Hayat” artık hayatımızın bir gerçeği olmuşsa, bundan sonra yaşamımıza “oluş”suz, olumsuzlanmış, ritimsiz bir hayatın kurbanları olarak mı devam edeceğiz? Z.A. bu soruları Kavramsız Negativite: Adorno+Hayat+Deleuze adlı kitabında ortaya attığı “kavramsız-negativite” kavramı ve diğer saptayımlarıyla harmanlayarak yanıtlamaya çalışacak.

SEMİNER II

SANAT KARA, KAPKARA

Alman düşünür Adorno bir zamanlar günümüz sanatının renginin kara olması gerektiğini söylemişti. Zafer Aracagök bu konuşmasında Adorno’dan yola çıkarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra makro, mikro aşamalarından geçip nano düzeye ulaşmış faşizmin tohumlarının, Nazi döneminin otoriter, diktatöryel yapısını doğrudan içermese de, rasyonalize edilmiş şekilde yeşermiş, dallanıp budaklanmış, ormanlaşarak içimize yerleşmiş olduğundan söz edecek. “Ritim-Hiç-Hayat” ile hayatlarımız nasıl bir zemine oturtulmak istenmektedir? “Kara” renk felsefesinde nasıl bir kurucu temele sahiptir? Bunun “kara delik” ile nasıl bir ilişkisi vardır? Düşünce ve sanat için önerdiğimiz “Zeminsiz zemin”i kurmaktansa hayatımızı zemin düşüncesini de yutan bir kara delik mi yönetmektedir? “Sonderkommando” pozisyonuna zorlandığımız bugünlerde, sanatın bu durum karşısında alması gereken haller nelerdir? Ontolojiden uzak duran, “zeminsiz bir zemin”de varolan, kapkara bir sanat anlayışını nasıl karanlık bir yol gösterici olarak yürürlüğe koyabiliriz?

 

Jak Şalom

Sinema ile İzleyici İlişkisi Filmler tavuktan mı çıkar, yumurtadan mı?

Sinema ile izleyici ilişkisinde karşılıklı etkileşim bugün de geçerli mi? Sinema icat edildiği gün, parayla ilişkisi de başladı. Sıradan izleyiciye açık ilk gösterim bir giriş ücreti karşılığında yapıldı. 127 yıl sonra bu ilişki bugün de sürüyor. Kâr amacı güden sinema stüdyolarının 1913’ten itibaren Hollywood’da kurulmasından ve sinemanın büyük kitlelere hitap eden bir eğlence olmasından hemen sonra devletler de sinemaya ilgi duymaya başladı. 1914’te Birinci Dünya Savaşı sinemanın propaganda amaçlı olarak devletler tarafından kullanılmasına yol açtı. ABD, Fransa, Almanya, hatta Osmanlı Devleti bu yolda askerî birimler oluşturdu. Sansür, bir süreden beri deneme/yanılma usulüyle kavramaya çalıştığı filmlere baskıyı arttırdı. Sinemanın ana gövdesi eğlencelik filmlerden oluşurken, sanat filmleri kendilerine küçük bir yer ayırabilmek için çaba gösterdiler. Yeni sinemalar açıldı. Bunlar salaş salonların yerini alan lüks sinemalar oldu. Filmlerin süresi uzadı, salonların seyirci kapasitesi arttı, bilet fiyatları da. Sessiz sinemada Alman dışavurumculuğu, Fransa’da gerçeküstücülük önemli yapıtlar oluşturdu. Sovyetler Birliği Sergei Eisenstein’a rejimi yüceltecek filmler sipariş ederken, 1933’te Almanya’da iktidarı ele geçiren Naziler, Berlin’deki UFA film stüdyolarına el koydu. Sinema bütün ülkelerde izleyiciyi derinden etkileyen bir eğlence olma niteliğini korudu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni ve önemli sinema akımları boy gösterdi: Yenigerçekçilik, Yeni Dalga, Genç Alman ve Yeni İtalyan sinemaları bütün dünyada sinemanın başka türlü de yapılabileceği konusunda etkili oldular. Ancak, televizyonun etkisi izleyicileri sinema salonlarından uzaklaştırmaya başladı. 1960’ta ABD’de konutların yüzde 90’ında televizyon vardı ve sinema salonlarının geliri yüzde 50 azalmıştı. Teknolojik gelişmeler hep sinema salonlarının aleyhine çalıştı. 1970’li yılların sonundaki VHS kasetlerinin Video Home System’in kısaltılmış biçimi olduğunu kaç kişi hatırlar? Arkasından gelen DVD ve İnternet teknolojilerinin arkasında Hollywood stüdyoları satın alan sinema dışı sektörlerin dev şirketlerinin bulunduğunu da... 2016’da Cannes Festivali’nde boy gösteren Netflix ve arkasından gelen Warner Bros, Disney ve başkaları sinemanın yüz yıldan fazladır süren toplu izlenme ilke ve uygulanmasını darmadağın etti. Yakın zamanlara kadar filmlerin izleyicileri etkilediği ve onların beğenilerinden etkilendiği söylenirdi. Bir dereceye kadar doğru olmakla birlikte tartışılabilecek bu “denge” bugün için de geçerli mi? Filmler tavuktan mı çıkar, yumurtadan mı?

Nami Başer - (Ders tanıtımı yakın bir zamanda eklenecektir)

Detaylı ders programı ve yapılacak film gösterimleri yakın bir zamanda detaylandırılacaktır. Yaz kampları hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için Yaz Kampları sayfamızı inceleyebilirsiniz başka sorularınız için: 

info@gocebedusunce.org

+90 536 963 94 31

Başvuru İçin Tıklayın

Sinema Kampı Ders Programı

4 Temmuz Pazartesi

21.00 Tanışma Toplantısı

5 Temmuz Salı

10:30 Sinema ve Psikanaliz / Nami Başer

16:00 Zaman, Mekân ve Sinema / Z. Tül Akbal Süalp

6 Temmuz Çarşamba

10:30 Toplumsal Hareketler ve Sinema / Z. Tül Akbal Süalp

16:00 Sinema ile İzleyici İlişkisi / Jak Şalom

7 Temmuz Perşembe

10:30 Ritim-Hiç-Hayat ve Kavramsız Negativite / Zafer Aracagök

-TATİL-

20.30 Nami Başer ile Film Gösterimi - Satyricon, Federico Fellini

8 Temmuz Cuma

10:30 Sinema ve Psikanaliz / Nami Başer

16:00 Sinema ile İzleyici İlişkisi / Jak Şalom

9 Temmuz Cumartesi

10:30 Sanat Kara, Kapkara / Zafer Aracagök

16.00 (Bu dersin detayları yakında eklenecektir)

10 Temmuz Pazar

10.30 Değerlendirme Toplantısı

  • Ritim-Hiç-Hayat ve Kavramsız Negativite ve Sanat Kara, Kapkara dersleri için Son of Saul (László Nemes, 2015) ve Persian Lessons (Vadim Perelman, 2020) filmlerinin izlenmesi önerilir.

s