+90 536 963 94 31
Sanatın Dağılan Parçaları: Estetik ve Politika

Sanatın Dağılan Parçaları: Estetik ve Politika

Kamp Tanıtımı

17-18 Aralık tarihlerinde düzenlediğimiz “Sanatın Dağılan Parçaları: Estetik ve Politika” etkinliğini büyük bir katılımla geride bıraktık.

Etkinliğimizin ilk konuşmacısı Zeynep Sayın estetik ve politika ilişkisine “imge” kavramı temelinde ve imgelerin sahip olduğu bellek yaratma imkânları açısından odaklandı. Fakat imgeyi bu bağlamda ele almak için “temsil ilişkileri” içindeki imgeleri “armağan ilişkileri”ni model alan imgelerden ayırdı. “Kurban verme” ediminde olduğu gibi “temsil ilişkileri”nin dili içindeki imgelerin, karşılıklı alıp vermeyi ve dolaşımı dolayısıyla da iletişimi kapatan dilsel biçimler yarattığını göstermesinin ardından “armağan ilişkileri”nin hareketini, dolaşım halinde olmasını ve kapalı olmayan ortaklıklar yaratmasını model alan imgelerin temsil ilişkilerinde gedikler açabileceğini böylece de estetik bir direniş biçimi olabileceğini tartıştı.

Etkinliğimizin ikinci konuşmacısı e. Murat Çelik sanat ile politikanın karşılaşmasının her zaman bir karşıtlık ve tahakküm ilişkisi mi olacağı sorusunu tartışmak için Badiou’nun bu ilişkinin farklı tarzlarını ayırarak yaptığı sınıflandırmaya yaslandı.

 Ardından estetik ile politika ilişkisi hakkında düşünmenin Antiklere varan uzun bir geçmişi olduğunu hatırlatarak Platon ve Aristoteles’in bu konudaki düşüncelerine odaklandı. Bu açıdan, Platon’un “Devlet”inden şairleri kovmasının aslında sansürcü ve totaliter bir tavır olmadığını tam tersine “sözlü kültür”den “yazılı kültür”e geçişin bir semptomu olarak okunabileceğini göstermesinin ardından, Aristoteles’in Poetika’da poiein’i prattein yerine kullandığı bir pasaj üzerinden etik-politik eylem ile sanatsal üretim/yaratım arasında semantik bir bağ kurulup kurulamayacağını tartışmaya açtı.

Etkinliğimizin son konuşmacısı Barış Parkan ise Marx’ın 1844 Elyazmaları’nın “Özel Mülkiyet ve Komünizm” bölümündeki “duyuların özgürleşmesi”ne, özel mülkiyetin aşıldığı bir toplumda insanın kendisiyle, doğayla ve başkasıyla kurduğu ilişkinin estetik görünümleri açısından odaklandı. Bu bakımdan Marx’ta örtük kalan “estetik anlayışını” açık hale getirmek için Schiller’in oyun kavramını ele aldı.


 

Kamp Tanıtımı: Sanat hiç şüphesiz politiktir. Peki çok çeşitli bağlamlarda karşılaştığımız bu formül aslında ne anlama gelir? Sanatı politik kılan ilk unsur elbette eserlerin politik içeriğiyle ilişkili olabilir: Mücadele ve direnişe adanmış eserler, içerikli bir politika estetiği bize sanatın politik yüzünü dolaysız olarak gösterir. Fakat bu politik yön çok daha karmaşık düzlemlerde; söz gelimi her şeyin araçsal bir akla tabi kılındığı bir gerçeklik içerisinde sanatın araçsallaştırılmaya direnen fenomenler üretme potansiyelinde bulunabilir. Yahut onu sürprizsiz bir estetik rejimin hüküm sürdüğü alanlarda duyumsamanın son derece yeni ve devrimci biçimlerini icat etme gücünde bulabiliriz. Böylece sanatın politik işlevi artık çok daha karmaşık bir düzey içerisinde keşfedilmesi gereken bir güç ve olanak sorunu haline gelir. Hangi yol tutulursa tutulsun, sanatın politik olduğunu dile getiren formülün yorumu ve düşünmeyi talep ettiği açıktır. respublika’da gerçekleştireceğimiz bu etkinlikte, sanatın politik, estetik, etik ve politik boyutunu Aristoteles, Marx, Ricoeur gibi düşünürlerin rehberliğinde tartışacak ve sanatın dağılan parçalarının izini eğitmenlerimiz Zeynep Sayın, E. Murat Çelik ve Barış Parkan’ın eşliğinde süreceğiz.

 

Ders Özetleri:

 

Barış Parkan : 

1844 Elyazmalarında Komünist Ütopya ve Duyuların Özgürleşmesi: 

 

1844 Elyazmaları’nın “Özel Mülkiyet ve Komünizm” başlıklı bölümünde Marx (1978), özel mülkiyetin kaldırılmasının “bütün insan duyularının ve niteliklerinin özgürleşmesi” ve dolayısıyla “insanileşmesi” olacağını söyler. “Göz insan gözü olmuştur, aynı nesnesinin de sosyal insani bir nesne olması gibi.”

Birçok Marx yorumcusu (Robert Tucker (1978), Stefan Morawski (1970), Leonard Wessell (2022)) Marx’ın komünizm kuramının temelde estetik bir ideale dayandığını savunur. 

McLellan (1970)  ve Tucker (1978) 1844 Elyazmaları’nın bu bölümündeki görüşlerle Schiller’in oyun kavramı arasındaki benzerliklere dikkat çekerler. Bu seminerde, komünizmde  “duyuların ve insani yetilerin özgürleşmesi” tezini estetik bir tez olarak okumanın yanı sıra epistemolojik, etik ve pratik (dönüşüme ait) boyutlarını da değerlendireceğiz. Bunun için Aristoteteles’in energeiai/kinesis ayrımından faydalanacağız; Marx’ın Wesenkrafte dediği insani duyular ve yetiler ile Aristoteles’in energeiai adını verdiği dinamizm türü arasındaki benzerlikleri değerlendireceğiz. 

 

e. Murat Çelik : 

Poetik ve Politik: Dolayımlı ama Dolaysız Bir İlişki

Ranciére Edebiyatın Politikası başlıklı kitabının hemen başında edebiyatın politikası ile yazarın politikasını birbirinden ayrıştırmamız gerektiğini söylüyor: “Edebiyatın Politikası yazarların içinde yaşadıkları dönemin toplumsal ve politik mücadeleleriyle veya bireysel angajmanlarıyla ilgili değildir. Yazarların toplumsal yapıları, siyasi hareketleri veya farklı kimlikleri yapıtlarında nasıl temsil ettikleri de konunun dışındadır. ‘Edebiyatın Politikası’ ifadesi edebiyatın saf edebiyat olarak siyaset yaptığını ima eder.” Dolayısıyla burada saf sanat ile politik sanat arasında ayrım yapmak gibi bir zorunluluk yoktur. Sanat o saflığın içinde politiktir zaten. Ranciér’in bu iddiasından yola çıkarak şunu söylemek gerekir o vakit: Eğer bir şekilde sanatın politik yönünü inceleyeceksek bu inceleme ancak ve ancak sanatın sanat olarak politik olanla ilişkisine yönelerek ilerlemelidir. Öteki türlüsü sanatsal olana şiddet    uygulamak, sanatsalı başka bir şeye dönüştürmek olacaktır.

Burada önerilen yeni bir tutum değil aslında. Poetika’nın bir noktasında Aristoteles bize örtük de olsa şiir yapmak anlamındaki poiein fiiliyle eylemek anlamındaki prattein fiilini eş anlamlı kullanmayı önerir. Dolayısıyla poetik, etik ve politik en başından beri iç içedir. 

Bu derste tartışmaya çalışacağım şey bu ilişkinin nasıl kurulduğu olacak. Kurmacanın alanında iş gören sanat ile pratiğin alanında işleyen etik ve politik arasındaki bağı oluştururken kurmacanın otonom yapısını da korumayı, onun pratik tarafından tahakküm altına alınmamasını, yani saf sanat olarak kalmasını nasıl sağlayacağız?  Bu noktada sanat yapıtının ontolojisinden yola çıkıp okumanın fenomenolojisine uzanan kısa bir yolculuğa çıkacağız. Roman Ingarden, Wolfgang Iser ve Paul Ricoeur’ün ana durakları olacağı bu yolculuğun sonunda poetik olanla politik olan arasındaki dolayımlı ama dolaylı olmayan bağı görmeye çalışacağız.

Zeynep Sayın : 

İmge, Armağan ve Direniş

İmge dediğimizde ne tür bir iletişimden söz ederiz? Ya da imgeler yoluyla iletişimden söz edebilir miyiz? İletişimin, komünikasyonun munus’u olan armağan üzerinden yeni imge biçimleri kurmak mümkündür. İletişim kurmaya gücü yeten imgelerin temsil ilişkilerinin dışına çıkması da mümkündür. Bu derste bir armağan olarak sunulan imge ile temsil içeren imge arasındaki ayrımı tartışacak; temsil ilişkilerinin dışında işleyebilecek imge biçimleri olarak sanattan, güncel sanattan ve sanatın nasıl bir direniş biçimi olduğundan söz edeceğiz.

Başvuru Formu

 

s